Şeytanlar ve melekler… Bunların birlikteliğinden meydana gelen insanoğlu… Diablo serisinin anlatısını sevdiğimi her zaman söylemişimdir. Çünkü bu seride uzaktan bakıldığında fantastik bir hikâye anlatılıyor gibi görünse de çoğu zaman hayatın içinden dokunuşlar bulunur. Meleklerin iyi niyetli kötülükleri, şeytanların art niyetli iyilikleri ve ikircikli durumlar… Bu serinin DNA’sında var. Diablo IV: Lord of Hatred da bu ağacı genişletiyor; ana oyun ve Vessel of Hatred’ın anlattıklarının üzerine koyarak ilerliyor. Bir süredir yeni DLC’nin içeriklerini deneyimliyordum, şimdiyse -her zaman olduğu gibi- spoiler vermeden deneyimlerimi sizlerle paylaşmaya hazırım.
Diablo IV: Lord of Hatred İnceleme — Yine harika bir hikâye
Blizzard, Diablo IV’ün hikâyesini her seferinde daha da iyi şekilde genişletmeyi başarıyor. Lord of Hatred da anlattığı hikâye ile duygu seli bir deneyimin kapılarını aralıyor. Blizzard’daki sanatçılar hem yazım hem de kullandıkları sinema teknikleri ile kendi hikâyelerini harika anlatıyorlar. Lord of Hatred’ın hikâyesinde gerek diyaloglar, gerek ara sahneler, gerekse bu sahnelerde kullanılan yöntemler gerçekten harika. Vessel of Hatred’da Mephisto ile kapatamadığımız o defter, DLC’nin adındaki “Lord of Hatred”dan anlaşılacağı üzere yeniden açılıyor.
Diablo 4’ün ana kötüleri gerçekten çok karizmatikler. Ana oyunda Lilith, her iki DLC’de de Mephisto çok güzel işleniyor. Kurdukları entrikaları oyunu oynarken değil, hikâyeyi anladıkça fark ediyor ve düşmanın da akıllısıyla karşı karşıya olduğunuzu hissediyorsunuz. Lord of Hatred içerisinde harika geri dönüşleri, önemli kırılma noktaları ve çarpıcı sahneleriyle muazzam bir hikâye barındırıyor. Tabii bu biraz şahsi bir görüş olabilir; bu nedenle ana oyunun veya Vessel of Hatred’ın hikâyesini sevmeyenler için aynı tadı vereceğini taahhüt edemem. Fakat ben, hikâyesinin her saniyesinden ayrı keyif aldım.
Kara Büyücü: Namı diğer Warlock, Diablo 4’e de geldi
Yakın zamanda Diablo II: Resurrected’a da eklenen Kara Büyücü sınıfı -popüler ismiyle Warlock- Diablo 4’e de bu DLC ile birlikte ekleniyor. DLC içeriğinin ikinci sınıfı olan Kara Büyücü, en çok istenenlerden de biriydi. Tabii ki ilk sırayı, sezon başında eklenen ve ön sipariş ile DLC’yi satın alan oyuncuların erişimine açılan Paladin tutuyordu. Birçoğunuz Paladin’in tadını çıkardığı için bu incelemede o sınıfa dair pek bir şey anlatmayacağım. Fakat oynadığım süre boyunca onu da çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bildiğimiz ve sevdiğimiz Paladin deneyimi onunla beraber geri dönmüştü.

Bugün ise geri dönenlerde Warlock var. İnceleme için sahip olduğum kısıtlı süre içinde DLC içeriklerinin tamamını bu sınıfla tüketip, aynı zamanda oyun sonunda Paragon 100+’a kadar kasılma şansım da oldu. Her şeyden önce söylemek gerekiyor ki Kara Büyücü, acayip derecede çok yönlü bir sınıf. Beceri ağacı diğerlerinden farklı ve gelişimi de yine diğerlerine kıyasla daha doğrusal ilerliyor. Bu doğrusallık, beceri ağacında seviye sınırına takılan bazı özel yeteneklerden kaynaklanıyor. Bu herkesin hoşuna gitmeyebilir.
Warlock sınıfında, çekirdek yetenekleriniz gibi yeteneklerin küçük düğümlerini açtıktan sonra seçebileceğiniz üçüncü seçenek, seviye sınırına takılıyor. Bu son seçenekler, becerilerin kategorilerini birbirleriyle harmanlıyor. Örneğin Demonology, Occult, Abyss ve Hellfire becerilerinin hepsi farklı birer kategoriyken, bir noktada Hellfire ve Occult becerilerini “Occult Hellfire” olarak birleştirebiliyorsunuz. Diğer kategoriler için de benzer harmanlamalar mevcut. Üçüncü seçenekler çoğunlukla bununla ilgili. Oyun da ilerleyen safhalarda sizi bunu yapmaya fazlasıyla cesaretlendiriyor.

Warlock sınıfıyla oynarken öncelik görevlerinizi yaptığınızda, tıpkı diğer sınıflarda olduğu gibi belli becerilerinizi hedefleyen güçlendirmelerden birini seçebiliyorsunuz. Ruhdoğumlu sınıfında farklı hayvan ruhlarını seçtiğimiz gibi Kara Büyücü’de de “Soul Shards” ekranından farklı güçlendirmeler seçebiliyoruz. Bu sınıf doğası gereği şeytanlara hükmettiğinden, bu Soul Shard’lar arasında özel şeytanları çağırmanızı sağlayan becerilerin kilidini açanlar da bulunuyor.
Bana tuzlu geldi, sizin hoşunuza gidebilir
Kara Büyücü sınıfına dair sevmediğim şeylerden biri de efsanevi eşyalardaki yüzlerin getirileri oldu. Bu sınıfta Blizzard, oyuna son sezonlarda getirdiği dengeyle paralel olarak efsanevi eşyaların ağırlığını hafifletmiş. Yani sizi ciddi şekilde ivmelendirecek o build’e ulaşmak için artık eşsiz bir set toplamanız gerekecek. Neyse ki bu artık zor değil. Ancak efsanevi eşyaların aspect’leri -Türkçe çevirisiyle yüzleri- becerilere arzuladığım kadar fazla etki etmiyor. Warlock’u ilk gördüğümde -ki Diablo’da bunu her zaman çok severim- çağırabildiğimiz yaratıklarla eşyaları kullanıp diğer farklı becerileri harmanlayabilmeyi hayal etmiştim. Oyunda ilk oynadığım sınıf olan Druid’de bunun kitabını yazan geliştiriciler, Warlock’ta daha geri plana atmayı tercih etmişler. Eşsiz eşyaların oyuna ve oynanışa etkisinin ağırlığı ise diğer sınıflarla paralel ilerliyor.

Tabii ki bu sınıfın güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Warlock inanılmaz bir yıkım gücüne sahip. Gerek çağırdıklarınız (summonlarınız) ile oynayın, gerekse yıkıcı becerilere odaklanın, çok güçlü karakterler oluşturmak mümkün. Çukur’da sınırları zorlayabilecek ve bunu yaparken de oynanıştan bayağı keyif alacaksınız. Tabii mobilitesi düşük olan karakterlerle aranız iyi değilse bunun sözünü veremem. Ben mobiliteyi seven tarafta olsam da eğlencenin farklı biçimlerine de her zaman açığım. Bu nedenle Warlock’u sevdim. Ha eğer “Ruhdoğumlu mu yoksa Warlock mu?” diye soracak olursanız, ben hâlâ oynaması en keyifli sınıfın Ruhdoğlumlu olduğunu düşünüyorum.
Yeni bölge: Skovos
Vessel of Hatred incelememde o DLC ile oyuna eklenen Nahantu’yu pek sevmediğimi söylemiştim. Çünkü gezinmesi eziyetli geliyordu. Fakat Lord of Hatred ile eklenen Skovos, ferah bir nefes gibi olmuş. Haritanın en güneybatısına eklenen bu adanın en doğusu günlük gülistanlık bir atmosfere sahipken, batıya ilerledikçe cehenneme gidiyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Aynı zamanda seyahat etmesi, Nahantu’nun aksine oldukça kolay ve keyifli. Bu da etrafı keşfetmeyi, yeni bölgeyi dolaşmayı kolaylaştırıyor.

Skovos’un kalbinde yeni şehir Temis yatıyor. Amazonlar’ın anayurdu olan bu topraklarda, Lord of Hatred hikâyesinin büyük bir kısmına da şahitlik ediyoruz. Skovos adasında ele geçirilmeyi bekleyen stronghold’lar, iyi boss savaşları ve birçok keyifli yan görev de bulunuyor. Bu bölgeyi kesinlikle takdire şayan bulduğumu söylemeliyim. Atmosferi ve zindanlarıyla da oyuncuların zaman geçirmekten keyif alacakları bir yer olacağına eminim. DLC’nin hikâyesini oynamak isteyenlere önerim, ilk karakterlerini kadın açmaları yönünde olacaktır. Bu sayede adadaki Amazonlar arasında, evinizdeymiş gibi hissedebilirsiniz. 
Horadric Cube sistemi, ekipman ilerleyişine katkı sağlıyor
Lord of Hatred ile Horadric Cube de hayatımızın bir parçası oluyor. Sistem basit; bu arayüzde belirli tarifler var ve elinizdeki eşyaları bu tariflere tabi olacak şekilde güçlendirip, modifiye edebiliyorsunuz. Nadir bir eşyayı efsanevi seviyesine, daha sonra da eşsiz seviyesine yükseltebiliyorsunuz. Aynı şekilde büyülü (mavi) bir eşyayı alıp ona özellik ekleyerek nadirlik seviyesini de yükseltebiliyorsunuz. Bu sistem oyundaki ekipman ilerleyişini düşürme olasılığından bağımsız bir tarafa çekerek oyun sonuna ulaşmanızı da hızlandırıyor.

Burada sadece ekipmanlarınıza değil, DLC ile gelen Talisman sistemine de etki edebiliyorsunuz. Charm ve Seal üretebiliyor, mevcuttakilerin de set özelliklerini veya güçlendirmelerini rastgele biçimde değiştirebiliyorsunuz. Yine aynı şekilde rün üretip, geliştirmeler de yapmak mümkün.
War Plans ile oyun sonunda “Ne yapsam?” telaşı sona eriyor
Diablo IV’te oyun sonu genelde Pit (Çukur) mücadelelerine dönüşüyor. Oyuncular güçlendirdikleri karakterler ile Pit’in daha da derinlerine inerek sınırları zorlamak istiyorlar. Tabii bir noktadan sonra Pit de sürekli yapılan her şey gibi büyüsünü kaybedip, kabak tadı vermeye başlıyor. Blizzard bu noktada, DLC ile yeni War Plans sistemini hayata geçiriyor. Oyunda Kâbus Zindanları, Çukur, Cehennem Dalgaları, Cehennem Orduları gibi tüm etkinliklere de bu sistem ile derinlik geliyor.
War Plans; basitçe oyun içinde yapabileceğiniz etkinlikleri önceden planlayıp, sıralayarak yapmanızı sağlıyor. Bu şekilde tamamladığınızda sizi cömert şekilde ödüllendirirken, aynı zamanda bütün bu etkinlikler için birer ilerleyiş ağacı da oluşturuyor. War Plans’ı tamamladıkça yenisini planlayıp, tekrar başlayabiliyorsunuz. Her tamamladığınızda etkinlikler kısmında özel puanlar kazanıp, yükselen seviyelerde yeni düğümleri açarak ağaçta aşağı doğru inebiliyorsunuz. Bu da oyun sonundaki “ne yapsam” karmaşasına güzel, akıllıca bir çözüm getiriyor.

Ben bu sistemi çok beğendim. Diablo 4’te yapacak yeni şeylerin olması her zaman güzel olduğu gibi, derli toplu yapılabilmesi de yine bana çok olumlu geldi.
Uzun lafın kısası
Velhasıl kelam Lord of Hatred, Diablo 4’ün şanına yakışır bir DLC olmuş. Eğer takip edenleriniz varsa Diablo IV’ü de çok sevdiğimi biliyordur. Zaten incelememde de oyuna methiyeler dizmiş, kalitesine hayranlığımı da samimiyetle dile getirmiştim. Vessel of Hatred ile ilk DLC’den kalite çıtasını korumayı başaran geliştirici ekip, Lord of Hatred ile de başarılı ilerleyişi sürdürmüş. Eğer ana oyunun hikâyesinden keyif aldıysanız, peşinden gelen Vessel of Hatred da size kancayı takmayı başardıysa; Lord of Hatred’ı seveceğinizden eminim.
Benim incelemede sizlerle paylaşabileceklerim şimdilik bu kadardı. Eğer aklınıza takılan sorular varsa, yorumlar kısmında sormaktan çekinmeyin. Elimden geldiğince yanıtlamaya gayret edeceğimden emin olabilirsiniz. Sevgi ve oyun ile kalın.
