Treepio
Güncel oyun, teknoloji, yapay zeka ve otomobil haberleri

Castlevania: Belmont’s Curse İnceleme

3 görüntülenme
Castlevania: Belmont’s Curse İnceleme

Castlevania: Belmont’s Curse’ün PlayStation 5 inceleme kopyası, Konami tarafından Atarita’ya gönderilmiştir. Yıllar evvel beni rogue-lite türünün içerisine sokan Dead Cells, birden fazla platformda...

Castlevania: Belmont’s Curse’ün PlayStation 5 inceleme kopyası, Konami tarafından Atarita’ya gönderilmiştir.

Yıllar evvel beni rogue-lite türünün içerisine sokan Dead Cells, birden fazla platformda geçen onlarca saatin ardından benim için unutulmaz bir deneyim hâline gelmişti. Bugün ise yine Dead Cells’in geliştiricileri Evil Empire ve Motion Twin’in yeni oyunu Castlevania: Belmont’s Curse ile karşı karşıyayız. Tabii Dead Cells’in aksine meşhur Castlevania’nın adına yaraşır şekilde metroidvania bir deneyimin derinliklerine ineceğiz.

Castlevania severleri fazlasıyla tatmin edecek bir deneyim

Doğrudan konuya girdim ama neyse. Castlevania evreniyle çok içli dışlı olmasam da denk geldikçe oyunlarını oynadığım ve ek içeriklerini tüketmekten keyif aldığım bir seri olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Castlevania: Belmont’s Curse de en başından bu yana fazlasıyla ilgimi çeken bir oyundu. Tabii işin içerisine bir de Evil Empire ile Motion Twin girince beklentim de biraz yükselmişti.

Aslında Konami iş birliğiyle çıkan Dead Cells: Return to Castlevania DLC’si ile birlikte bu ekip ufak bir sinyal vermiş ama biz anlamamışız. Bu başarılı iş birliğinin sadece bir DLC ile kalmamasına sevindim doğrusu. Castlevania: Belmont’s Curse, Konami’nin ilk olarak 1989’da NES için piyasaya sürdüğü Castlevania III: Dracula’s Curse’ten tam 23 yıl sonrasını konu alıyor. Aslında ana temayı ve oyunun temel hikâyesini anlamak adına Castlevania’ya dair çok bilgi sahibi olmasanız da olur ancak böyle bir deneyime evrene hakim bir şekilde atılmak Belmont’s Curse’ten alınan keyfi katlayacaktır diye düşünüyorum.

Sonuçta Castlevania, 30 yılı aşan yaşıyla çok köklü ve başarılı bir seri. Şöyle bir bakınca sıfırdan bir tür inşa eden kaç oyun var ki zaten? Ben, Evil Empire ve Motion Twin’in sanat tasarımı konusunda harika iş çıkardığını ve Castlevania gotik atmosferini görsel açıdan harika yansıttığını düşünüyorum. Oynarken izlemeye doyamayacağınız birçok manzara mevcut.

Castlevania: Belmont’s Curse’ün daha modern bir Castlevania yorumlaması olduğunu da düşünecek olursak daha hızlı bir temposu ve akıcı bir oynanışı olduğunu da söylemek gerekiyor. Zaten geliştirici ekibin bu konuda uzman olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yüzden oynanış nezdinde konuşacak pek çok şey bulunuyor.

Castlevania: Belmont’s Curse, keyifli olduğu kadar acımasız da bir deneyim

Öncelikle inceleme içerisinde birçok kez Dead Cells’in ismini geçirmiş olmam sizleri yanıltmasın. Castlevania: Belmont’s Curse, geliştirici ekibin aşina olduğu rogue-lite türünden bir oyun değil. Tam anlamıyla bir metroidvania olmasının yanı sıra souls-like oyunlardan da aşina olduğumuz birçok elementi içerisinde barındıran bir yapım. Dolayısıyla akıcı oynanışı ve ilgi çekici yapısının arkasında acımasız da bir deneyim yatıyor. Oyunun benimsediği bu temelleri her ne kadar fazlasıyla beğensem de sinirimi bozan ve oyuncu dostu olmadığını düşündüğüm noktaları da yok değil. Tabii onlara değinmeden önce oynanışın detaylarına inmek isterim.

1499 yılının Orta Çağ Paris döneminde geçen Castlevania: Belmont’s Curse’ta Dracula’yı alt eden meşhur kahramanımız Trevor Belmont’ın, kızı Reso Belmont eşliğinde kaos dolu sokaklara adım atışını izlerken maceramız başlıyor. Ana karakterimiz Rose Belmont, fazlasıyla atik bir karakter olduğu için oyun içerisinde geliştikçe düşmanlarla olan karşılaşmalar çok daha hareketli geçmeye başlıyor. Türden aşina olduğumuz üzere oyuna başlarken kullanabileceğimiz alet edevat fazlasıyla sınırlıyken oyunda ilerledikçe açılan yeni ekipmanlar, silahlar ve yetenekler aracılığıyla tempo ciddi bir biçimde değişiyor.

Tüm bunların yanı sıra Rose, annesinin verdiği tarot kartları aracılığıyla yendiği seçili düşmanları hapsederek Arcana’ya dönüştürebiliyor. ‘’Boss’’ genellemesiyle tanıdığımız bu düşmanlar, karakterimize birçok yeteneğin yanı sıra büyü yeteneği de kazandırabiliyor. Ayrıca bazı ‘’boss’’ların silahlarına da bizzat erişebiliyorsunuz ve her silah, kendi oynanış stilini de beraberinde getiriyor. Tabii oynanış stili dedim diye kafanızda çok kapsamlı bir şey canlanmasın.

Oyunda sabit bir temel oynanış stili var ve bu fazlasıyla tatmin edici bir seviyede. Biz de serüvenimiz boyunca bulduğumuz yeni silahlar, ekipmanlar, büyüler ve yeteneklerle bunu kısmen kendi keyif aldığımız yöne doğru çekebiliyoruz. Örneğin kısa kılıç daha çevikken ve geri adım yeteneği varken, yumruk eldivenleri daha atik ve sürekli vurarak hasar artırmak üzerine kurulu bir aksiyon temeli sunabiliyor.

Yine bu silah seçimini de oynanış stilinize göre tercih edebileceğiniz madalyon, yüzük gibi klasik bonus sunan giyilebilir eşyalar takip ediyor. Burada oynarken en çok tercih ettiğiniz dinamikler doğrultusunda karakterinizi güçlendirebiliyorsunuz. Ben mesela büyü yapmayı sevdiğim için bir ‘’spell’’ sonrasında kısa süreliğine vuruş hasarımı ciddi oranda artıran eşyayı favorim belirlemiştim. Her önemli dövüş esnasında büyü ve düz vuruş kombosuyla ciddi bir hasar çıkarabiliyordum.

Bence burada sunulan çeşitlilik genel olarak yeterli çünkü metroidvania oyunlarından aşina olduğumuz üzere keşif dinamikleri bu tür oyunlarda hayati önemde oluyor. İlk etapta oyun esnasında neredeyse hiçbir şeye erişimimiz olmadan masum masum etrafta gezsek de oyunun sonlarında dahi o ilk başta gezdiğimiz bölgelere dönmemiz ve daha önce erişemediğimiz keşif bölgelerini tamamlamamız gerekiyor. Gerekiyor deyince zorunlu gibi göründü ama tabii ki çok büyük bir çoğunluğu zorunluluk değil fakat oyunun tadı da biraz burada çünkü bu elementler sizi oyun esnasında deneyiminizi ciddi oranda etkileyecek kadar güçlendiriyor. Castlevania: Belmont’s Curse, tahmin edeceğiniz üzere hiç oyuncunun elinden tutan bir oyun da değil bu yüzden elde edebileceğiniz her karakter geliştirme ögesi sizin için büyük önem taşıyor. Hatta ben, oyundaki düşmanların epey bir acımasız olduğunu düşünüyorum ve bunu sadece ‘’boss’’ dediğimiz ana düşmanları kastederek belirtmiyorum. En dandik düşmandan en güçlüsüne kadar sizi her an gafil avlayabilecek bir yapıya sahipler ve bu oyun gerçekten zor bir oyun.

Mücadeleci oyunları ve türü çok seven birisi olarak zorluk dengesinin kısmen başarılı bir şekilde yakalandığını düşünsem de modern zamanlarda oyuncu dostu olmayan bir yapıya da sahip olduğunu es geçmemem gerekiyor. Bu denli sürekli tetikte olmanız gereken ve en ufak hatanızda dahi ciddi anlamda cezalandırabildiğiniz bir yapımda kayıt noktaları keşif bölgelerine ve ‘’boss’’ dövüşü girişlerine fazlasıyla uzak kalabiliyor. Bu da yıllar evvel FromSoftware’in dahi neredeyse tamamen bıraktığı sürekli aynı yerlerden geçerek yürüme çilesini beraberinde getiriyor. Şahsen neden böyle bir tercihte bulunduklarını anlıyorum fakat günümüz alışkanlıkları nezdinde oyunun eğlence noktasını körelttiğini düşünüyorum.

‘’Boss’’ dövüşü girişleri demişken söylemeden geçemeyeceğim, Castlevania: Belmont’s Curse’taki bu büyük karşılaşmalar acayip keyifli olabiliyor. Örneğin Joan of Arc görmeyi hiç beklemediğim bir düşmandı ve gerçekten oyundaki tasarımına yaraşır epiklikte bir mücadele sundu. Zaten atmosfer tarafındaki başarı, animasyonların akıcılığı, birbirinden harika müzikler ve düşman tasarımları derken Castlevania: Belmont’s Curse bütünsel anlamda gerçekten çok iyi bir oyun. Fazlasıyla keyif aldığım bir deneyim olmasının yanı sıra sunduğu hikâye altyapısını da beğendim. Aslında zorluk konusunda da harika iş çıkaran bir oyun olsa da bazı noktalarda acımasızlığı daha iyi yansıtmak uğruna abartıya kaçılması ‘’keyifli zorluk’’ dediğimiz o etkene zarar vermiş. Bu deneyimleri de ‘’Default’’ biçimde tatmayı sevdiğim için farklı bir şeye de yeltenmedim o yüzden gözüme çok battı.

Ayrıca oyun esnasındaki keşif elementlerinin biraz daha çeşitli ve ödüllendirici olabileceğini düşünüyorum. Çünkü ben bu tarz oyunlarda hiç acele etmeden her noktayı keşfederek oynamaktan keyif alıyorum ve o an erişemediğim her bölgeyi haritadan işaretliyorum ki zamanı gelince dönebileyim. Bu konuda bölüm tasarımları nezdinde harika bir iş çıkarılmış olsa da ödüllendirmeler daha iyi olabilirmiş. Bölüm tasarımları demişken oyundaki platform yapısı sürekli gelişen karakterimiz ile birlikte seviye atlıyor ve bu bölümlerde düşmanlarla savaşırken kendinizi adeta bir film sahnesindeymişcesine aksiyona girerken bulabiliyorsunuz. Bazı bölgeleri de düşmanlarla etkileşime girerek açabileceğiniz noktalarda dahi ayarlamışlar. Mesela erişemediğiniz yüksek bir platforma, bir yarasanın hareketini tetikleyip yaklaştığınızda, o yarasanın doğru pozisyonlanmasını bekleyip kamçınızla ona atılarak ulaşabiliyorsunuz ve bu tamamen kendiniz keşfetmeniz gereken bir unsur oluyor. Oyun, bu tarz ayrıntıları seviyor.

Son sözler

Castlevania: Belmont’s Curse, inceleme esnasında belirttiğim ufak tefek eksik noktalarla yüzleşse de genel anlamda fazlasıyla sevdiğim ve koltuğumdan her seferinde tatmin bir biçimde ayrılmama vesile oldu. Evil Empire ve Motion Twin’in doğrudan bu türdeki ilk oyunu olmasına karşın harika bir iş çıkardıklarını düşünüyorum. Eğer seri ilginizi çekiyorsa veya türe aşinaysanız bir şans verebilirsiniz.

Castlevania: Belmont’s Curse İnceleme yazısı ilk önce Atarita - Türkiye'nin Oyun Medyası üzerinde ortaya çıktı.
Kaynak

Bu içerikte kullanılan haber akışının orijinal kaynağına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Orijinal kaynağı görüntüle